Her seferinde yıkılıyoruz onlar yüzünden. Her yıkılış ayrı bir deprem, her depremden sonra artçı felaketler... Çırpınıyoruz toparlanıp yeniden var olmak için. Tam her şeyin yoluna girdiğini sandığımızda yeni haberlerle yıkılıyoruz. Bazen öyle oluyoruz ki, artık dayanacak halimiz kalmıyor, pes ediyoruz. Sonra hayat bize sahte dostlar, yalancı umut ışıkları gönderiyor tekrar toparlanmamız için; dostların ve umut ışıklarının sahteliğini fark ettiğimizde bizi tekrar yıkabilmek için. Hayatın kuvvetli darbeleri altında eziliyoruz hepimiz. Kabul edelim, hepimiz ağlıyoruz. Bazılarımız içinden ağlıyor, bazılarımız da bunu gizleme gereği duymuyor. Ama hepimiz ağlıyoruz. Çünkü hepimizin kırılan bir kalbi var. Hepimizin incinen duyguları var. Bazılarımızınki artık ne düşüneceğini şaşırmış bir duruma gelse de hepimizin bir beyni var. Ağlıyoruz çünkü hepimiz üzülüyoruz ve hepimizin bu üzüntüyü hissedebileceği bir şeyleri var.
Kabul edelim üzülmemizin tek sebebi biziz. Çünkü biz insanoğlu olarak hayatımızdaki bazı şeyleri bağımlılık haline getirmekte en iyi canlılarız. Hepimiz bir şeylere bağlanmaktan korkuyoruz ama zamanı geldiğinde hepimiz bazı şeyleri bağlanmayı göze alarak yapıyoruz. Artık geri dönüşü olmayan noktaya geldiğimizde ancak geri dönmek istiyoruz. Geri dönüşün olmadığını anladığımızda içimizde soğuk bir his oluşuyor. Bu rahatsızlık veriyor. Çaresiz, geçmesi için dua ediyoruz. Çünkü yapabilecek başka hiçbir şey gelmiyor aklımıza.
Yani diyorum ki: Hiçbir şey hissetmiyorsan hiçbir şey yapmana gerek yok, hala acıyı hissedebiliyorsan yapabileceğin hiçbir şey yok.
Beyza Nur

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yaptığınız yorum boşa gitmez. Her yorum bir beyin ve bir litre kan gençler.