İlk iki bölümü okumayanlar ve yeniden okumak isteyenler için özet:
Bayan Sivrili, G.D.O(Kek Değiştirme Örgütü)nun bir üyesi. Kek yapıyorlar ama paraları bitti. Bu yüzden Bay Kirpi'ye projesi için para pili satarak para kazanma planı yaptılar. Bayan Sivrili pil almak için züccaciyeciye girdi. Bu züccaciyeci biraz kirli işlerle uğraşan Kestane Bey idi. Kestane Bey'den pil alıp örgüte götürecekti fakat Kestane Bey ortalarda yoktu, onun yerine dükkana oğlu bakıyordu. Bayan Sivrili ve Kestane Bey'in oğlu biraz lafladılar, Sivrili ona planlarını anlattı, Kestane Bey'in oğlu da para pilinin her yerde çok ucuza satıldığını, bu yüzden planlarının çok saçma olduğunu anlattı. Bayan Sivrili örgütün önemli üyelerini acil bir toplantı için Bizim Necmi'nin evine çağırdı. Şahane Hanım patronun manitası, Zombil B. Bayan Sivrili'nin ayak işleri ile uğraşıyor, biraz da bilgisayardan anlıyor, patron yan gelip yatmak ve paranın en büyüğünü almakla görevli, tamirci ise sadece sifonu tamir etmeye geldi; bir de köfte getiren çocuk var, o Sivrili'ye sarkıntılık yapıyordu ama sonradan Kestane Bey'in oğlu olduğu anlaşıldı. Peki o Kestane Bey'in oğluysa, dükkandaki adam kimdi?
(İlk bölüm: Çinko Karbon Pil )
(İkinci bölüm: Köfteli Operasyonlar )
---
Ayıldıktan sonra biraz kendime gelmek biraz da züccaciyecideki adam hakkında düşünmek için televizyonun karşısına geçtim, kumandayı kaptım, Samanyolu TV'yi açtım. Samanyolu TV bana hep ilham ve ibret vermiştir. Kanalda o anda "Dilencinin İbretlik Sonu" diye bir film vardı. İzlemeye başladım. Özellikle kadının dilenip dilenip kazandığı paraları harcamaması, sonunda yangında ölmesi, cenazesindeki hocanın kaşları ve eniştesinin çizgili pijaması bana baya şok etkisi yaratmış olacak ki "Buldum!" diye bağırdım. "Ne buldun Sivri kızım?" diye sordu tamirci bey. "Sivri değil Sivrili bu biiiir, züccaciyecide konuştuğum çocuk Kestane Bey'in oğlu değil patronun oğlu bu ikiii." Herkes "Nasıl yani?!" bakışı attı ve sonrasında da "Nasıl yani?!" dedi. Benim böyle bir özelliğim vardı, insanların bakışlarından ne demek istediklerini çoğu zaman anlayabiliyordum. "Dükkana gittiğimde patronun oğluyla konuştum, ama onu tanıyamadım, çünkü onu sadece patronun odasındaki çocukluk fotoğrafında görmüştüm, gerçekte ne o beni ne de ben onu görmemiştik. Bu yüzden onu züccaciyecide gördüğümde yüzü bana tanıdık geldi. Zaten ben gördüğüm şeyleri öyle kolay kolay unutmuyorum ayıptır söylemesi." Ampullerim yine iş başındaydı. Onları bu parlak ampullerimle aydınlattıktan sonra patron "İyi de benim oğlum neden böyle bir şey yapsın ki?" diye sordu. "Onu da oğluna soracaksın patron." dedim bir şeylere açıklık getirmenin verdiği hafif ukala ses tonu ile.
Patron oğlunu arayıp yanımıza çağırttı. Bu sırada tamirci ve köfteci hala gitmemişti. Nedenini anlamadım, sanırım keklerden onlar da payını istiyordu, ki bizim hala ortalıkta kekimiz yoktu. Patronun oğlu gelince de bir kek aramadı değil. E tabi insan Kek Değiştirme Örgütü'nün toplantısına gelince ortalıkta bir kek arıyor. Oğlan kek yerine köfte bulunca biraz mırın kırın etti ama oturdu benim payımı kaşla göz arasında yedi. Yesin tabi, maaşımı onun babasından alıyorum sonuçta. Beni gördü, onu tanıdığımı anladı, ama hala çok rahattı, nasıl oluyor da bu kadar rahat kalabiliyordu? Patron soruyu yapıştırdı, "Neden Bayan Sivrili'yi kandırmaya çalıştın, benim oğlum olmaktan utanıyor musun, Kestane Bey benden daha iyi bir baba mı?" Anlaşılan bizim patron olayın beni kandırıp planlarımızı öğrenip sonra da beni planlarımızın saçma olduğuna inandırdığı boyutuna değil de daha çok kendini Kestane Bey'in oğlu olarak tanıtma bölümüne takılmıştı. "Babacım, ne seninle ne de Sivrili ile bir derdim yok, sadece planınız çok çok kötü ve bunu senin kalbini kırmadan anlatmanın tek yolu buydu. Hem zaten ben planının kötü olduğunu söylesem de dinlemezdin, bak Sivrili diyince nasıl da onayladın." Çocuk çok haklıydı, ama patron sinirlenmeden susması gerekiyordu; ağzına dayadım köfte ekmeği, bu onu susturmanın en az kırıcı yoluydu.
Hepimiz evimize gittik, bu uzun ve yorucu günün nihayet bitmesine acayip seviniyordum. Soyundum, yatağıma girdim, sabah alarmım uykumu bölmesin diye kapattım, yine de uykum bölündü, köfteci çocuk sağ olsun. Kestane Bey'in oğlu olmasa köftelerini burun deliklerinden sokardım. Oturmaya gelmişmiş. Hazır o gelmişken bir G.D.O. toplantısı daha yapayım dedim, Bizim Necmi'yi çağırdım, koşa koşa geldi. (Cidden koştu, arabası bozulmuş.) Gelirken yanında Zombil B.yi de getirmiş. İçeri girip koltuğa yerleştirdikten sonra bu günkü işimizi anlatmaya başladım. "Köfteden pilin köfteleri için bize salça, peynir, salatalık, zeytin, süt ve kıyma lazım." dedim. "Bu saydıklarından kıyma hariç hiçbiri köfteye koyulmuyo yalnız." dedi Zombil B. Bu kızın çok bilmiş halleri beni deli ediyordu. "Sen büyüklerin işine karışma tatlım." deyip gülümsedim. "Şimdi, köfteden pil yapamazsak diye çinko karbon pilleri almak için şu çocuğun babasının dükkanına gidelim. Senin adın neydi bu arada?" Sordum. "Minnoş ama sen bana Bora de." Cevapladı. "Minnoş se neden Bora diyorum ve Bora ile Minnoş arasında ne gibi bir bağlantı olabilir?" Tekrar sordum. Minnoş ve Bora arasında hiçbir bağlantı yokmuş ama o kendini Bora gibi hissediyormuş ve Minnoş ismi insanlarda pek kullanılan bir isim değilmiş. Ona yine de Minnoş diyecektim ama bunu anlayışla karşıladım. Bizim ekipte eli yüzü düzgün bir isme sahip olan kimse yoktu zaten.
Züccaciyeciye gittik, hepimiz başımıza tül çoraplarımızı geçirmiş, mor kıyafetlerimizi giymiştik. Bu bizim gizli işler yapma kıyafetimizdi. İnsanlar genelde siyahı tercih ediyorlar böyle şeyler için ama biz biraz farklı bir örgütüz. Dükkanın kapısını Minnoş'un anahtarları ile açıp içeri girdik. İçerisi karanlıktı, el fenerini yaktık, gizli kamerayı gizlendiği yerden bulup etkisiz hale getirdik. "Böyle hırsız gibi içeri girmemize ne gerek vardı, burası zaten babamın dükkanı ve biz buradan pil çalıyoruz, pil! Bakkalda çakkalda her yerde var. Anladım, paramız yok ama kapısını çalıp yan komşudan isteseydik iki dakkada kumadasının arkasındakileri de verirdi yani." dedi Minnoş. Bu çocuk da amma kalın kafalıydı. Eğer komşudan isteseydik heyecanı kalmazdı ki. Zaten sıkıntıdan ölüyorduk, havalı bir kısaltması olan bir örgütte çalışıyoruz, her ne kadar açılımı bütün gün oturup evde kek yapan ev hanımları ile ilgili olsa da insan biraz heyecan bekliyor ve bu heyecan evde un bittiğini fark etmekten daha farklı bir heyecan. Pilleri aldıktan sonra dışarı camdan çıkmaya çalıştık. Hepimiz çıktık ama Zombil B. maalesef camdan geçemedi. Çok bilmişliğinden sonra bir de bu kızın koca götlülüğü ile uğraşıyordum. "Hey, bir fikrim var, neden cam yerine kapıdan çıkmayı denemiyoruz? Geldiğimiz gibi yani." dedi Zombil B. Bunu da mı ben söyliyim?! "Çünküüü, böyle daha havalı ve ben arkamdan 'Geldikleri gibi gittiler' filan dedirtmem!" O sinirle kızı öyle bir tutup çekmişim ki kolumdan yola fırladı ve yüz üstü düştü. "Dişlerimi neden hissetmiyorum?" diye sordu. "Çünkü artık yoklar." diye cevap verdi Bizim Necmi kıza acıyan gözlerle bakarak. O sırada bir polis arabası sesi duyduk. Yanımızda durdular. Cama çıkmış komşulardan biri ibne gülüşü yapıyordu. Dikkatli bakınca onun Bay Kirpi olduğunu anladım. Seeenn, dedim, bizi kesin o ihbar etmişti, tam ondan beklenecek bir davranıştı. Ne konuşulduğunu, yanı başımda ne olduğunu duymuyor, görmüyor, sadece Bay Kirpi ile bakışıyordum. Polislerden biri beni arabaya itince Bay Kirpi görüş alanımdan çıktı ve ne olduğunu farkına vardım. Minnoş "Bakın yanlışlık yapıyorsunuz, burası benim babamın dükkanı, zaten biz içeri pil almaya girmiştik." dedi. Gerçeğin bu olduğunu bilmeme rağmen bana bile beceriksiz bir yalancının uydurduğu saçma bir hikaye gibi gelmişti. Polis ise sadece "Tabi, ben de Barbara, manken olan." dedi. Cidden mi, o espiri artık bayatlamamamış mıydı? "Barbara olmak için fazla şişman değil misin?" dedim. Minnoş, hiç yardımcı olmuyorsun, dedi. Yardımcı olmaya çalışmıyordum aslında ama olsun, yardım etmeye çalışıyormuş gibi görünmek güzeldi.
Karakolun önünde durduk, anlaşılan bu gece uzun bir gece olacaktı.
-DEVAM EDECEK-
Beyza

kütüphane yorumlarında üstte helenin yaptığı yorumu gördün müüüü :)
YanıtlaSilhayır ama gördün mü dediğine göre görmem gereken bi şey ve sen de bunu kastediyosun yani benim şu an "görün mü dediğine göre" derken gizemli bi şey bulmuş gibi davranmam çok saçma bilmem farkında mısın neyse sustum bakıyorum ben.
SilBaya farklı eee sana da bu yakışırdı di miiii ;)
YanıtlaSil:D beni bile aştı bu saçmalıklar gibime geliyo ama :D
Silüst düzey hayal gücü var bu satırlarda, tebrikler
YanıtlaSiloovv teşekkür ederim ^.^
Silçok karışık bu yaaaaa saçma diyemiycem çünküüüü saçma sözcüğü çocuk kalır bunun karşısındaaaaa eveeet işte buna denir bak neyi yaşıyodun bunu yazarkeeeen :) züccaciyeci züccaciyeci züccaciyeci züccaciye mi satıyo zücca mı o ne beee :) köfteli pil nerde satılıyoooo :)
YanıtlaSilneyin kafasındaydın diyosun, haber izliyodum ondan :D yani şu an her şey açığa kavuşmuş olmalı :D züccaciyeci bilmiyorum züccaciye satması mantıklı zücca ne ya :D köfteli pil züccaciyecide satılıyo galiba :D
Sil